Korel Kubilay

Teknede kadın uğursuzluktur, diyenlere!

Denizin Tanrısı Poseidon

1 Ekim 2015

DENİZİN TANRISI POSEİDON

Denizde yaşayan insanlar olarak  sadakat gösterdiğimiz,korktuğumuz aynı zamanda şansına  inandığımız ve fazlası ile saygı duyduğumuz, gerektiğinde yalvardığımız  deniz tanrımız; Poseidon’umuz  var bizim.Tüm denizde yaşayanlar hatta karada yaşayanlar bile  bilirler Poseidon’u, onun gücünü ve ihtişamını.

Poseidon,Yunan Mitolojisi’nde deniz tanrısıdır. Zeus ve Hades kardeştir. Bu üç büyük Olympos Tanrısı,Kronos ve Rhea’nın oğullarıdır.

Hikayeye göre Kronos’un ,babası Uranos’u saf dışı bırakması tanrı kuşakları arasında yaşanan çekişmenin ilk aşamasıdır.Tanrıların tarihçesinde sonraki aşama Zeus’un Kronos’la mücadelesiyle başlatılır.Bundan sonra düş sahnesinde Poseidon’un da içinde olduğu ikinci kuşak tanrıların saltanatı oynanır.

Poseidon,sanat yapıtlarında orta yaşın üzerinde,dağınık dalgalı saçları ve kıvırcık gür sakalları olan heybetli bir adam olarak tasvir edilir. Deniz yollarını,denizlerle girişen kara parçalarını,denizlerde esecek rüzgârları ve rüzgârların gemicilere sunacağı kolaylık ya da zorlukları Poseidon belirler.Teknelerin kayalara çarpıp parçalanmasına,boğazların açılıp, kapanmasına o karar verir. Ada-karaların belirip kaybolmasından,depremlerden ve depremlerin ardı sıra gelen tüm felaketlerden sorumludur.

Öfkelendiğinde yabasını yere vurur,yıkım başlatır. Bu yüzden mitolojideki tanımlardan bir diğeri de ‘’Yerleri Titreten’’dir.Tahmin edebileceğiniz gibi,sık sık özellikle de deniz yolculuklarına çıkmadan önce Poseidon’a kurbanlar sunmak yakarmak onun gönlünü hoş tutmak hem adettendir hem de zorunludur.

Poseidon aynı zamanda ”Atların Tanrısı ” olarak da çıkar karşımıza.’Deniz Tanrısı’ve ‘Yerleri Titreten’den başka’ Seyis’ ve’ At Terbiyecis’i isimleriyle de çağırılır. Belki de bu yüzden denize açılacak gemiciler kendisine at kurban ederler .Kurban töreni suda boğulma yoluyla yapılır.

Tabii ki tahmin edebileceğiniz gibi, biz yola çıkmadan önce herhangi bir kurban vermiyoruz. Ama Poseidon’a yakışır bir biçimde haddimizi bilerek yol alıyoruz. Asla ‘’Hava neden bir anda bu kadar sertleşti? Bu aksilikler nereden çıktı? Bu fırtına ne zaman bitecek? Yeter artık!’’  diyerek isyanlarda bulunmuyoruz ,daha doğrusu bulunmamaya çalışıyoruz.’’Vardır bir bildiği Poseidon’un’’ diyerek gerekli önlemlerimizi alarak yolumuza devam ediyoruz. Çünkü Poseidon, şahane sakin huzurlu seyirler yapmamızı sağladığı gibi şımardığımızda ya da ,denizi asla küçümsemememiz gerektiğini hatırlamamızı istediği için zaman zaman yapar güzel süprizler ve farkına varmamızı sağlar onun gücünü. Hiç beklemediğiniz bir anda havanın patlaması gibi. Şöyle bir silkeler sizi, nerede olduğumuzu hatırlatmak için. İşte bu yüzdendir ki Poseidon’a saygı her zaman içimizdedir. Hatta öyle güzel raconlar vardır ki, mesela ilk defa girdiğiniz bir tekneye  içine girmeden önce teknenin güvertesinde ve direğin etrafında bir tur atarsınız. Bu,tekneye,  orada yaşayanlara ve Poseidon’a saygı hareketidir.Ya da teknede hep birlikte bir şeyler içilip kutlama yapılırken herkes kendi içkisinden birazını denize dökerek Poseidon’a teşekkür eder.Çünkü denizin üstünde yaşamamıza Poseidon izin verir, özellikle de sevdiklerine. Denize yakışmayanları da o seçer ve onları denizden uzaklaştırır güzel bir dille. Biliyorum ve tanıyorum ki ;gerçekten  denizde ahlaklı yaşamayı beceremeyen  denizciler bir şekilde başlarına türlü türlü şeyler gelip uzaklaştırılırlar Poseidon tarafından.

İlk uzun seyirim olacaktı Gina ve Kuntay’la. Bir mart sonu  Eski Foça’dan Bodrum’a doğru yola çıktık. Hava gerçekten soğuktu ve hiç tekneye uygun kıyafetim yoktu. Üstümde kat kat polarlar, eşorfman’ımın üstünde battaniye sarılı, çift çorap şeklinde ilk uzun seyirime başlamıştım.Yaklaşık 150 mil yolumuz vardı ve benim en çömez olduğum hatta teknede hangi halatın ne olduğunu bile bilmeden, oto-pilotumuzun çalışmadığı havanın sert olduğu devamlı teknenin kıçomuzluğundan  ve pupadan büyük dalgalar aldığımız (sanki Atlantik’i geçiyoruzJ) güzelce dayak yediğimiz şahane ilk üç günümdü denizde. Adaptasyon sürecim çok uzun sürmedi  ve hemen ayak uydurdum denizdeki ilk yaşama şeklime. Bir yandan aşağı inip o dalgalı havada yemek yapıyor  bir yandan da Kuntay’ı dinlendirmek için dümen tutuyordum. Hatta ilk dümen tutuşumda zigzaglar çizdiğim çok olmuştur. Kendimi öyle bir kaptırmıştım ki denizle uyumlanmaya, etrafımdaki güzelliklerin farkında değildim. Kuntay’ın seslenmesiyle güverteye attım kendimi heyecanla hatta emniyet kemeri  ile bağlı olduğumu unutarak. Resmen çırpınıyordum teknenin başına gidebilmek için emniyet kemeri ile. Kuntay,yunusları gösterdi bana. Gina’nın etrafı o şahane yaratıklarla  doluydu. Aklımı kaçırmak üzereydim sevinçten; ilk defa bu kadar yakınımdaydılar ve bize eşlik ediyorlardı. Unutmuştum herşeyi: dalgayı,soğuğu,sallanmayı,yemeği her şeyi unutmuştum. Yaklaşık yarım saat bizimle birlikte yüzdüler ve sonra herkes kendi yoluna devam etti.

Sonra anladım ki Poseidon bana’ Aramıza hoş geldin Korel’ diyordu. Beni sevmişti. Buna kesinlikle inanıyorum. O günden sonra denizde yaşadığım nefes aldığım ve şahane doğa üstü olaylara şahit olduğum her an  için her zaman Poseidon’a teşekkür edip şükranlarımı sunarım.

Teşekkürler Poseidon.

Not: Yukarıda sizlerle paylaştığım bilgiler sizlere daha doğru bilgiler vermek adına Deniz ve Mitoloji konulu Yazıevi Dergi’den alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar