Korel Kubilay

Teknede kadın uğursuzluktur, diyenlere!

Güzel, genç denizci bir kadından..

11 Ocak 2016

Sema, 24 yaşında yaklaşık iki yıllık taze denizci genç bir kadın. Denizde tanıştık biz de Sema’yla. Her daim teknede olmaktan ne kadar çok keyif aldığına şahit olduğumdan, onun ağzından paylaşmak istiyorum teknede kadın ruhunu.

Sema, 32 feet İtalyan markası olan 1982 model Comet isimli yelkenlide erkek arkadaşıyla paylaşıyor deniz hayatını. Kairos (teknenin ismi) benim de çok beğendiğim ve üstünde vakit geçirmekten keyif aldığım nadir teknelerden biridir. Eski model olmasına rağmen hala suyun üstünde kendini diğer teknelerin arasından fark ettirmesi ve özellikle iç yaşam alanının boyuna göre kullanışlılığı ve o eski mobilya kokusu beni her zaman etkilemiştir Kairos’ta.

Ve işte acemice ama samimiyetle, deniz aşkı uğruna sorulan sorularım ve Sema’nın samimi cevapları:

Ben : Ne zamandır teknede yaşıyorsun ve teknenin üstünde ne kadar vakit geçiriyorsun?

Sema: Tekne hayatı ile tanışalı yaklaşık 2 sene oluyor. Üniversite 4. sınıfa yeni başlamıştım. Çok iyi hatırlıyorum, sırf tekneye gitmek için okulun ilk günlerini ekmek durumunda kalmıştım. Aslında ilk önce sadece 2-3 gün kalırım diye düşünürken, uzata uzata doyamadan 10 gün teknedeydim. İstanbul’a okula döndüğümde aklımda hep Okluk Koyu ve tekne hayatı vardı. Okuldan mezun olana kadar tekneye sadece tatillerde gidebildim. Okulun bittiği yaz, kesintisiz 4,5 ay teknede yaşadım. İşte o zaman, tekne hayatının ne olduğunu çok daha iyi anlamaya başladım.

Ben: Neden tekne hayatını seçtin ve teknede kaç kişi yaşıyorsunuz?

Sema : Hayatımın dönüm noktası oldu diyebilirim çünkü hayata bakış açım, hayatı algılama şeklim çok önemli bir şekilde değişti ve gelişti. Mesela çok uluslu şirketlerin birinde çalışmaya başlayacakken- şehrin göbeğinde topuklu ayakkabılarla- ‘Bir dakika! Ben ne yapıyorum?’ dedim! ‘Hayatımı gerçekten bu şekilde mi geçireceğim? Trafikte, etrafım avm’ler ile dolu rezidansta yaşamak mı beni daha iyi hissettirecek, yoksa daha minimal yaşayarak doğayla iç içe olmak mı?‘ Teknede vakit geçirdikçe, doğru dediğim ya da iyi bulduğum her şeyi sorgulamaya başladım.

Teknede azıcık eşya ile kendime yetebilmeye başladığımı fark ettikten sonra evimde çoğu sahip olduğum şey gereksiz gelmeye başladı. İki kişi yaşayan ve en fazla dört misafir gelen evimizde, neden 12 kişilik yemek takımı var? Teknede on günde bir çarşaf takımı değiştiriyorken, neden 8-9 tane çarşaf takımı var? Ömrümüzün sonuna kadar yetebilecek hatta hiç giymediğimiz kıyafetler varken neden her sezon hep yeni bir şeyler alıp duruyoruz? Buna benzer bir sürü örnek var! Çok da gerekli olmayan ayrıntılar için mi çalışıp duruyoruz? Eskimeden değiştirmek, bitirmeden tüketmek için mi? Lüks tüketimlerimi olduğunca minimale indirip, bu düzenden biraz olsun sıyrılıp doğada daha lüks yaşadığımı hissediyorum. Tekne yaşamı sayesinde az harcadığım için, dolayısıyla da çok da para kazanmış oluyorum.

Genelin-düzenin dayattığı tüketime dayalı bir hayat yerine, alternatif hayat tarzlarını incelemekte fayda var bence. Tekne olması da şart değil aslında. Arayan-isteyen herkes, kendine göre başka yaşam şartları da kurabilir. Ama yine de ortak nokta, şehirden uzaklaşarak hayatını sürdürebilmek. Şehirde algılarımızı taciz eden bir sürü etken var. Dayatılan ve gerçek sanılan bir sürü düşünce. Bu yüzden şehirdeki hayat bana sanal geliyor.

Bu uzun açıklamalardan sonra esas soruya geri döneyim: Bu kafa yapısına ulaştıktan sonra iş haricinde her fırsatta teknedeyiz. Moda ve reklam fotoğrafçılığı yaptığımızdan dolayı, her gün gitmek zorunda olduğumuz bir ofisimiz yok. İş ve tekne birbirini bu yüzden çok güzel dengeliyor.

Bir de yaz tatillerinde, sadece bir hafta deniz kenarına giden bir Ankaralı olarak adapte olmak hiç zor olmadı. Olunca oluyor işte!

Ben: Tekne hayatında en çok rahatsız olduğun durum ne?

Mesela ben, etrafımızda son gaz deli deli dingi ile gezenlerden nefret ediyorum ve dingilerini patlatmak istiyorum. Hatta bazen öyle büyük dingiler hızla gidiyor ki, eğer o an ocakta yemeğim varsa onların çıkarttığı dalgalar yüzünden tehlikeli ve sıkıntılı anlar geçiriyorum. Nasıl şehirde saygısızca davranan insanlar varsa, inanın denizde de bunlardan çok var. Dingi trafiği olan koylarda insan denize girmeye, uzun mesafe yüzmeye korkar oluyor.

Sema : Guletlerin çok yüksek sesle geç saatlere kadar müzik çalmalarından nefret ediyorum. Onların dinlediği müziği biz de dinlemek zorunda mıyız, yahu ? Bir de büyük motor-yatların çıkardığı dalgalar…!

Ben: Teknede en çok yapmaktan hoşlandığın ve yapmaktan hiç hoşlanmadığın işler neler?

Hemen bu soruya salça olup bende iki kelam etmek istiyorum. Aslında teknede yapmaktan hoşlanmadığım hiçbir iş yok. Çünkü her şey o kadar kolay ki, sadece şımarıklıktan yakınıyoruz aslında. Hatta çamaşırları biriktirip bağlandığımız iskelelerde yıkamaya verdiğimiz için, pek bir lüks geliyor bana. Her şey yıkanıp ütülenip tekneme getiriliyor. Oh ne ala! Ama şöyle küçük marine-bulaşık makinası olsa, ne güzel olur! Kuntay, duyuyor musun sevgilim?

Sema: En sevdiğim şey, tabii ki yemek yapmak. Tekne hayatından önce yemek yapmayı hiç bilmiyordum. Şimdi o kadar çok şey öğrendim ki; gün geçtikçe mutfağım daha da zenginleşiyor ve zenginleştikçe daha eğlenceli hale geliyor.

Sadece yerleri silmekten pek hoşlanmıyorum. Teknede elektrik süpürgesi olmadığı için her yeri silerek temizlemem gerekiyor. Bazen canım hiç ama hiç istemiyor.

Ben: Teknede, kumanyadan kalanlarla yaptığın bir yemeği bizimle paylaşır mısın?

Sema : Teknede süzme yoğurttan başka bir şey kalmamıştı. Balık da tutamamıştık zaten. Sonra çekmecelerden, azıcık azıcık farklı baklagiller bulduk ve onları haşladık. Yoğurttan da bir tencere ayran yapıp haşladığımız baklagillerle tuz ve zeytinyağını karıştırıp soğuk çorba yaptık. Yazın serin serin içtik. Hem çok lezzetli oldu hem de karnımızı tıka basa doyurduk. O günden beri teknemde baklagil hiç eksik olmaz.

Ben: Teknede konforsuzluk çok mu zor?

Sema: Zor değil, sadece alışkanlık.

Ben : Ev mi? Tekne mi?

Sema : Tekne, esas evimiz. İstanbul, ikinci evimiz.

Ben: Deniz ve tekne hayatında neden kadınlar çoğalmalı?

Sema: Türkiye’ye, gelişmekte olan bir Ortadoğu ülkesi diyebiliriz. Gelecek kaygısı, iyi yaşam için çabalama gayreti Amerika’ya ve Avrupa’ya kıyasla çok daha fazla biliyorsun. Denizcilik kültürü de yok zaten. İnsanlar genelde ya ona sunulanı seçiyor ya da daha garanti gördüklerini.

Sadece kadınlar değil gençlerin çoğalması da önemli bence. Kendi adıma, keşke bu kültürü-bilgileri paylaşabileceğimiz daha fazla insan olsaydı. Keşke kadınlar ve gençler daha refah, daha özgürlükçü bir ortamda yaşayabilseydi.

Sevgili Sema, iyi ki aramızdasın. Evet, hem genç, hem kadın olarak denizde yaşayan sayımız belki şimdilik fazla değil ama ben biliyorum ki bu hayatı hayalinde yaşayan bir sürü kişi var. Ve eminim onlara da bizim gibi şans gülecektir. Ve eminim hepimiz bir gün bir yerlerde karşılaşıp el salladığımızda ne kadar da çoğaldığımızın farkına varacağız.

Hep denizin üstünde olman dileğiyle.

Teşekkür ederim

Semoşum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar