Korel Kubilay

Teknede kadın uğursuzluktur, diyenlere!

POSEIDON İÇİN BİR TABAK AŞURE

21 Ekim 2015

Dünyadaki hemen hemen tüm insanların kendi ülke ve kültürlerine göre bazı inançları vardır. Bu inançlar yazılı olsun ya da olmasın hayatımızın ve zihnimizin bir parçasıdır. Hem büyüklerimiz tarafından bu kültürle büyütülmüşüzdür, hem de etrafımızda gördüklerimiz bizi bu inançlara bağlamıştır. Şanslı günler, nazar boncuğu, muska, kurşun döktürme, adak adamak, siyah kedi görünce yol değiştirmek, merdivenin altından geçmemek gibi bir takım uğuruna ya da uğursuzluğuna inandığımız şeyler…

Denizde de bu uygulamalar ve benzer batıl inançlar söz konusudur.

Her denizci doğaya saygı duyulması gerektiğini bilir. Bu saygı çerçevesinde ve tabii ki korkunun da katkısıyla, mürettebatı psikolojik olarak etkileyen -yazılı olmayan ama gönülden inanılan- kurallar ve inançlar mevcuttur asırlardır. İşte bu inançlardan bazıları:

Deniz tanrısına şarap sunmak yolculuğun güvenli geçmesini sağladığı gibi mürettebata şans getirir.

Denize taş atmanın deniz ruhlarına karşı saygısızlık olacağına ve dalgaları kabartacağına inanılır.

Geminin üzerinden atılan taş denize gitmezse, gemi geri gelmez.

Sol ayakla tekneye binilirse, kaza sizi takip eder.

Yunus, albatros (deniz kuşu), martı öldürmek iyi değildir çünkü bu hayvanlar kaybolan denizcilerin ruhlarını taşırlar.

Gemiden dökülerek Neptün’e adanan bir kadeh şarap gemiden düşeni korur.

Altın küpe takmak (ben takıyorum) denizciyi boğulmaktan korur ve bir sonraki hayatta yeniden denizci olmayı sağlar.

Güvertede ıslık çalmak uğursuzluktur çünkü şiddetli rüzgarları çağırdığına inanılır.

Çalıkuşu tüyü taşımak, deniz kazasından kaynaklanan ölüme karşı korur.

Dövme yaptırmak iyi şans getirir.

Rüzgarsız kalınınca kaptan denize para atarak Poseidon’ dan rüzgar satın alır.

Nisan ayının birinci günü, 31 aralık tarihinde ve ağustos ayının ikinci pazartesi günü yolculuğa çıkılmaz.

Denizdeyken ölümü hatırlatan her şey uğursuz sayılır, hatta cenazeyi hatırlattığı için güvertede çiçek bulundurulmaz.

Denizciler gemide ”boğulmak” kelimesini kullanmamaya dikkat ederler çünkü ölüm getireceğine inanırlar.

Ana direğin altına gümüş para saklamak şans getirir.

Seyir sırasında kırlangıç ve yunus görmek iyi şanstır.

Kesme çiçek uğursuzluktur.

Direğe at nalı asmak iyi şans getirir.

Seyirde siyah yolculuk çantası taşımak kötü şanstır çünkü  siyah renk, ölümü temsil eder.

Seyir sırasında tırnak ve saç kesmek, kova veya fırça kaybetmek, teknenin kıçında bayrak tamir etmek kötü şanstır.

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin biz insanoğlu bu inançlarla iç içeyiz. Özellikle denizde yaşıyorsak! Çünkü denizde yaşam her zaman sizi tanrıya daha yakın hissettirir.

Hepimizin bildiği gibi kasım ayı bereket ayıdır bizim kültürümüzde ve bu ayda aşure pişirilip konu komşuya dağıtılır inançlarımıza göre. Ben de ilk defa teknede aşure yaptım. İstedim ki denizde yaşayan komşularıma, koyda kalanlara ve iskeledekilere dağıtayım, onları mutlu edeyim. Şayet denizin ortasındayken biri dingiyle gelip bana aşure verse herhalde sevinçten bayılırım. Ben de bugün aslında denizden gelen bir geleneği ait olduğu yerde: suyun üstünde, teknede gerçekleştirdim.

Aşurenin tarihçesini araştırırken niye böyle bir niyet ettiğimi daha iyi anladım bilmeden,sadece hislerimle. Denizcilik ruhum burada da kendini gösterdi.Öğrendim ki aşure dediğimiz bu şekerli çorba yaklaşık 2000 senelerinden öncesine dayanıyor, Nuh’un gemisinden: Hz.Nuh’a Allah tarafından çok büyük bir gemi yapılması emredilmiş. Hz.Nuh hemen bu itaatı yerine getirerek yanına ve kendisine iman edenleri ve her cinsten birer hayvan alarak yolculuğa çıkmış. Yolculuk esnasında büyük bir tufan kopmuş. Gökten yağan yağmurlar ve yerden fışkıran sular bütün yeryüzünü kaplamış. Bu tufandan sadece gemiye binen müminler kurtulmuş. Gemi aylarca suda kalmış ve kumanyaları tükenmek üzereymiş. Gemide ne varsa buğday, nohut, pirinç, şeker, fasulye, hepsi karıştırılıp çorba yapılmış. Bu çorba o kadar bereketli olmuş ki günlerce yiyerek hayatta kalmayı başarmışlar. O zamanlarda yapılan bu çorbaya aşure adı verilmiş.

Bugün teknede pişirip komşularıma dağıttığım aşureyi Poseidon’a armağan ederek şükranlarımı sunuyorum. Bu zamana kadar denizde pek uygulanmayan bu geleneğin başlamasına vesile olmayı diliyorum.

Bereketimiz, huzurumuz, sağlığımız ve şansımız daim olsun, koylar mis gibi kavrulmuş susam ve tarçın koksun. Amin.

Not: Paylaştığım bilgiler Gülçin Nur blog sayfasından ve Tauss Marine Seyir Defteri’nden alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar