Korel Kubilay

Teknede kadın uğursuzluktur, diyenlere!

Pupa ve Gina

7 Ekim 2016

Teknede Kadın’ dan herkese merhaba. Uzun zaman oldu yazmayalı. Ama inanın mazeretlerim çok fazla! Bazı okurlarım sitem etmiş, haklı olarak. Hepinizden özür diliyorum öncelikle. Bu yaz yoğun bir sezon geçirdik. Hem Kuntay hem ben bazen ayrı, bazen birlikte charter yaparak kışlık harcamalarımızı çıkarttık her yaz olduğu gibi. Misafirlerimize keyifli tatil sunabilmek adına sizlerden uzak olmak zorunda kaldım. Çünkü inanın yazacak vaktim olmadı. Hem kaptanlık yapıp, hem blog yazarlığı aynı anda olmuyor, onu anladım. Ancak instagram hesabıma fotoğraf koymakla yetinebildim. Yazmaya özen gösterdiğim için öylesine, savuştururcasına yazmak istemedim. Benim için önemli bu blog sayfası. Zaten fazla fotoğraf koyamıyorum (çünkü birisinin devamlı fotoğraf çekmesi gerek) bari yazdıklarım size keyif versin istiyorum.

Bu sezonun ilk başlangıcını ben yaptım. Daha önceden tanıdığım şahane denizci kadınlar benimle ve Gina ile bir hafta geçirdiler. Şeker Bayramından önceki haftaydı. Hemen kısa bir alışveriş yapıp, suyumuzu doldurup, kumanyamızı tamamlayarak Bozburun Liman’dan demirimizi toplayıp, ayrıldık. Akşamüzerine doğru çıktığımız için Ada Boğazında her zaman Kuntay’la gittiğimiz eski balık çiftliklerinin olduğu Akvaryum Koyu’na demirimizi atıp kıçtan-kara’mızı yaptık ve herkes keyfine baktı.

Bu arada 3 kadın, bir erkek (damat) ve bir de köpeğimiz vardı: Nilgün abla, onun çocukluk arkadaşı Serra abla, Nilgün ablanın kızı Beril, Beril’in kocası Buluş ve Pupa. Hepsi birbirinden denizci, yelkenci ve neşeli şahane bir gruptu, ekibim. Bir hafta boyunca hiç su ikmali yapmadık. Her şey çok keyifli başlamıştı ki, sabah ayrılırken ırgatımda sorun çıktı. Demirimi toplarken sigorta atmaya başladı. Zar zor demirimizi topladık ve Yeşilova Körfezi’ni hem hava sert olduğu için, hem de rüzgarı kafadan aldığımız için motor seyri ile geçtik. Hisarönü Körfezi’ne girince rüzgarı kıçımızdan almaya başladık ve hemen cenova’yı açıp, motoru kapatıp kafa dinledik. Varacağımız koya kadar yelken seyri ile devam ettik ama hava git gide artmaya başladı. Irgatımda sorun olduğu için devamlı kafamda plan yapıyordum: “Nerede güvenli olabiliriz? Ya, yine ırgat sorun çıkarırsa? Ya, demir tararsa?“ gibi bir sürü soru işaretleri ile Emel Sayın koyuna demir atmaya karar verdik ekiple birlikte. Hava 28 knot esiyordu ve ara ara sağnaklarda daha da sertleşiyordu. Normalde derinliğin en az 4 katı zincir atmam gerekirken ben daha az zincir bırakmak zorunda kalmıştım. Çünkü herhangi bir aksilikte zinciri toplamak zorunda kalırsam sigortam attığı için telaş etmeye başladım. Hem Gina’nın, hem de misafirlerimin güvenliği için 17 metreye 55 metre zincir attık ve tüm güvenliğimizi sağlayıp alargada kaldık. Ekip o kadar bilinçli ve keyifliydi ki havanın sert olması pek umurlarında değildi. Ama ben bir kaptan olarak herşeyi düşünmek zorundaydım. Hava hiç düşmedi. Fıldır fıldır etrafımızda dönüyorduk. Dümen kendi kendine 360 derece dönüyordu. O gece ve diğer geceler hiç uyumadım diyebilirim. Devamlı kabinimden çıkıp elimde fenerle etrafı ve diğer tekneleri de kontrol edip tekrar yatıp, tekrar kalkıyordum. Tabii bu arada hem gece, hem gündüz Pupa ’yı Beril ile birlikte dingiyle karaya, çişe- kakaya çıkarıyorduk. Geceden, bir gün sonranın hava durumuna bakıp rota planları yapıyordum ama hava durumu hep sert gösteriyordu tüm haftayı. 23-28 knot dan aşağı göstermiyordu. Kuntay, ırgat sorunumuzu öğrendikten sonra hemen çözüm buldu. Daha önce alıp kullanmadığımız ırgatı bir elemanla bize en yakın olan Orhaniye Kız Kumu’na gönderip değiştireceğini söyleyince biraz rahatladım.

İki gün aynı koyda kalıp, Orhaniye Kız Kumu ‘na geçtik. Orası daha güvenliydi. Herkes oraya demirlemişti. Hava hiç yumuşamadı. Gece-gündüz durmadan devam etti. Irgatımın değiştiği aynı gün Serra ablanın kızı Merve de katıldı bize. Irgat değişince sorunumuz ortadan kalktı ve herkesin keyfi arttı.

Artık havanın sert olması bile umurumuzda değildi. Yemekler yapıldı, çaylar-kahveler içildi, bol bol denize girildi, Kocabahçe’ye gidildi, kadehler kaldırıldı, dedikodular yapıldı, son durak Söğüt koyunda kahkahalar eşliğinde açıkta tonozda kalınarak (benim ekip iskeleye bağlanmaktan hoşlanmıyordu) şampanya kadehleri ile denize girilip, denizde şampuanlı banyo eşliğinde mis gibi olundu, süslenildi ve Octopus Restaurant’a yemeğe gidildi.

Eminim o gece oraya damgamızı vurduk neşe ve kahkahalarımızla. Harika bir kaptanlık deneyimiydi benim için. Şahane ekibimle birlikte güzel, aksiyon dolu bir hafta geçirdik. Herkesin mutlu ayrılması kendime olan güvenimi getirdi; denizle ilgili neleri bilip, bilmediğimi daha iyi anladım. Denizde her daim eğitimdesin ve hiçbir zaman “Biliyorum!” dememelisin. Misafirlerimi sağ-salim indirmek, o güler yüzleri ile uğurlamak benim için paha biçilemez.

Nilgün ablama şahane makarnaları, kahkahaları ve sohbeti için;
Serra ablamın patlıcan yemekleri ve varlığı için;
Merve’ye telefon ve go pro ile çektiği video ve fotoğraflar için;
Beril’e beni ablası gibi hissettirip her daim yardım ettiği için;
Pupa’ya Gina’ nın neşesi ve harika bir denizci köpeği olduğu için
Buluş’a da teknede yer kapladığı için (latife ediyorum), her türlü yardımı ve 5 kadınla tekne tatiline çıkma cesareti gösterdigi için tebrik ediyorum ve teşekkür ediyorum.
Şimdi size soruyorum:
Ben bu hafta hangi ara, ne yazabilirdim?
İşte bütün bir sezon bu şekilde geçti. En yakın zamanda diğer maceralarımda görüşmek üzere.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar