Korel Kubilay

Teknede kadın uğursuzluktur, diyenlere!

Teknede Kadın

27 Eylül 2015

İstedim ki anlatayım bilsin cümle alem.

Tekne hayatı kadınlara göre mi?

Evet,tam da Kadınlara göre hem de en alasından

Hatta diyorum ki kadınsız tekne olmaz , olmamalı

Haydi hanımlar..!!!

Teknede Kadın Olmaz diyenlere, gösterelim.

Okuyun,izleyin ve siz de Aşka gelin Deniz aşkına

Denizde yaşamın tek ihtiyacı; paylaşmaktır

Ben paylaşmayı seçiyorum sizlerle

Artık etrafımda benim dilimden anlayacak denizci kadınlar görmek istiyorum

Denizci kadın sayısı artsın istiyorum

Tekne yaşamı ile ilgili konuşmak,gülmek,eğlenmek ve

Bilgilerimizi paylaşmak adına.

Haydi cesur hatunlar

Ben başarabiliyorsam -denizde tek başına yüzmekten korkan bir kadın olarak-

siz niye olmayasınız…!!!

Bir gün denizde herhangi bir koyda karşılaşmak üzere.

Bugün itibari ile yazmaya karar verdim; artık tembellik yok. Vakit buldukça yaşadığım bu şahane hayatı kelimelere dökmeye çalışıp sizlerle paylaşacağım. Günahı ve sevabı ile. Bugün, bizim Vatan gazetesinde Kunti’m ile birlikte ilk röportajımız yayınlandı. Füsun Saka’ya buradan teşekkür ediyorum,bana tekrar yazmayı hatırlattığı için.

Sevgili rahmetli Babam (Yalçın Kubilay) ile hayalimizdi bir yelkenlimiz olsun koy koy gezelim hatta dünya turu yapalım. Hep bir küçük yelkenlimiz ya da kayığımız vardı zaten .Denizde vakit geçirmeyi seven bir çocuk olarak büyütüldüm sevgili Annem ve Babam sayesinde. Şimdi de denizden gelen sevgili eşim Kuntay Ballar ile paylaşıyorum bu şahane hayatı. Eminim ve hissediyorum canım babam bizi gülümseyerek izliyor.

Yaklaşık yirmi yıl önce rahmetli öncü denizcilerimizden Sadun Boro’nun Pupa Yelkeni isimli kitabını okuyarak iyice aşıyı almıştım.  Öyle çok etkilenmiştim ki okuduklarımdan, hemen kitabının her sayfasında yer alan Kısmet’in logosunu sağ bileğime dövmesini yaptırıvermiştim. Hatta , Sadun hoca ile Gökova’da her karşılaştığımızda bana hemen dövmemi göstermemi isterdi.’’Hala duruyor mu kız ‘’diye sorardı. Her gördüğünde gözleri pırıl pırıl parlar sevinirdi Kısmet’ini dövmesini bileğimde gördüğünde. Bundan yaklaşık altı yıl önce Kuntay ile tanıştım yine bir balıkçı kasabası olan Eski Foça’da. O sene kışlamak için gelmişti Foça’ya Gina ile. Gina ,kızımızın adı. Tekneler hep dişidir ve genelde kadın isimleri takılır. Biraz da sanırım çok para yedikleri için kadına benzetiliyor. Nazlı ve çok masraflılar.

Gina’yı ilk gördüğümde vurulmuştum. Kuntay ile öyle bütünleşmişlerdi ki; tekneye girdiğimde hissetmememe imkan yoktu. Gina 1998 model Krie Feeling 486 Fransız yapımı denizci bir teknedir. Fransız asıllı Hırvat güzeli diyorum ben ona. Çünkü Gina’yı Hırvatistan’dan almış. Geniş karınlı,sivri kıçlı suya yakın gerçek bir yelkenli.

Kuntay, parasını denizden kazanan ve hep denizin üstünde yaşayan bir adamdır. Hatta ilk tanışmamızda hemen bileğimdeki dövmemi göstermiştim ve çok şaşırmıştı. Kuntay’la bir araya gelerek birbirimizin hayatını paylaşmaya başladık. İyi anlaşmamızın en önemli sebeplerinden biri ikimizin de sade,yalın ve bir o kadar karmaşasız bir hayatı seçmemizdir. Olabildiğince şehirden uzak ve doğanın ortasında .Onun teknesi benim küçük taş evim. Her şey sadece ihtiyacımız olduğu kadar. Ne eksik ne de fazla. Aynı teknedeki yaşam gibi. Kışın  Foça da ki taş evimizde dört ay,geri kalan sekiz ayı da kızımız Gina’da yaşıyoruz .Kuntay yazın yelken eğitimi ve haftalık Mavi Tur yaparak, kışın da Yunanistan’daki önemli bir tekne markasının Türkiye temsilciliğini yaparak tekne satışı ile parasını kazanıyor. Sayesinde koluma bir bilezik daha takarak bende Kaptan Korel oldum. Ama benim ilgimi kaptanlıktan çok denizcilik ve gemi adamı olmak çekti. Demir atmak,denizciliğin raconunu öğrenmek, Poseidon’a saygı,rüzgarı hesaplamak,yanaşmak,ayrılmak ve bitmek tükenmek bilmeyen bilgi kaynağıdır denizcilik. Yelkenci olmak ise bambaşka bir spor. Biz; yelkeni bilen önce teknemizin ve sonra kendimizin ve etrafımızın güvenini sağlayarak denizde yaşayan insanlar arasından sadece iki kişisiyiz. Gemiciliği, dümenden olmaktan daha çok seviyorum. Çünkü oraya buraya koşuşturmak Kuntay’ın bana güvenerek demir atması olaylara olan hakimiyetim beni daha diri tutuyor. Sanırım biraz da fazla sorumluluk sahibi kişiliğimden olsa gerek. Boş durmayı sevmeyen hep bir şeyler yapmak isteyen ben.

Kuntay’ın bana ihtiyacı olmadığı sürece dümene geçmem. Ama tabii dümende olmak da çok havalıdır. Hiç yapmıyor değilim yanlış anlaşılmasın. Bugüne bugün Kaptan Korel Ballar’ım. Hatta bu sene kız kıza ve gay gruplarla charter’a bile başladım.

İşte biz böyle bir çiftiz. Birbirimizin hayatını paylaşan paramızı denizden kazanan biraz yabani ama her şeyin farkındalığını sonuna kadar hissedip yaşayan iki kişiyiz. Pardon üç: Kunti Korel Gina.

Farkındalık dediğim de bildiğiniz farkındalık değil. Denizin üstündeki yaşam. Bundan önce bende şehirde yaşayan işe gidip gelen,uykum geldiğinde kafa rahat yatağa uzanan biriydim. Ne zaman ki denizde yaşamaya başladım işte o zaman gerçekten varoluşumu hissettim. Çünkü denizde her zaman vahşi bir hayvan gibi tetikte olmanız gerekir. Seyir sırasında,alargada (güvenli bir koyda demirde kalmak),hatta uykunuzda bile. Çünkü siz uykudayken bile hiç hesapta olmayan arızalar veya hava patlamaları ile karşılaşabilirsiniz. Ve bu her yaşananlar sizi daha çok disiplin içine sokar.

Bundan dört yıl önceydi sanırım. Marmaris civarlarında Serçe koyundaydık. Benim daha çömez zamanlarım idi; hoş çömezlik ömür boyu sürer denizde. Sadece her başınıza gelenden bilgilerinizi donatıyorsunuz, o kadar.

İlk gelişimdi Serçe koyuna,Kuntay hep anlatırdı çok güzel olduğunu. Küçük küçük koyların olduğu ve sadece bir teknenin bağlanabileceği minik koylar. Yani aslında size özel koy. Sadece kendinize ait denize girip yüzebileceğiniz alan. Demirimizi attık,kıçtan karamızı ( hem demirden hemde kıç halatları ile karadaki ağaçlara veya babalara bağlanmak ) yaptık,yerleştik. Keyfimiz yerindeydi her zaman ki gibi. Akşam yemeği için havuzluğumuzdaki masayı kaldırıp şahane bir ziyafet çekmeye başladık; soframızın arkadaşları rakı kadehlerimizle. Sohbetti oydu buydu derken bir anda hiç beklemediğimiz bir hava patladı. Sanırım gece 23:00 dü ve hiç ay ışığı yoktu. Önce bir sorun yok zannettik ta ki koltuk halatlarımızı fenerle kontrol edene kadar. Bir baktık ki, kayalık olan karaya sadece 2 metre kalmış. Gina’nın su kesimi 2 mt 10 cm.Yani hem kıçımızı parçalıycaz hemde neredeyse karaya oturucaz. Yemek sofrası da hala kalkmamıştı ve teknemiz neta ( teknenin tüm donanımlarının,halatlarının,havuzluğun ve teknenin içinin düzenli olması )değildi. Kuntay hemen içeriden keskin bir bıçak getirmemi söylemesi ile ayağımı kolumu masaya merdivenlere çarpa çarpa aşağıya inmem bir oldu. O an şunu anladım ki havuzlukta her daim keskin bir bıçak hazırda duracak ve bıçak aramakla vakit geçirmeyeceksin. Yoksa o boşa geçen dakikalar büyük felakete yol açabilir. O günden sonra her gece yatmadan önce havuzluktaki masa temizlenir indirilir ve öyle uykuya gidilir. Her şey neta edilir. İşte bu durum size denizde güvenli ve disiplinli olmayı öğreten ufacık bir detaydır.

Hemen motoru çalıştırıp halatları keserek demirimizi toplayıp yola çıktık. Her şey çok hızlı gelişmişti..İkinci kere gece seyirim olacaktı ve elim ayağıma dolanmıştı. Sofra duruyor her yer dağınık bardaklar,tabaklar,şişeler vs…ve gece seyri yapmak zorundaydık. Sadece teknemizin ışıkları ile gecenin bir karanlığında sert bir havada Bozukkale’ye girmek zorunda kalmış ve bir yandan etrafı toplayıp tekneyi neta etmekle uğraşmıştım. En yakın ve alargada kalabileceğimiz tek güvenli koy olduğu için Bozukkale’ye girdik. Demirimizi attık ve rahat rahat yattık. Kuntay da ben de herhangi bir  koyda iken; kıçtan karada kalmaktansa alargada sadece demirde kalmayı daha çok severiz. Daha güvende olduğumuzu hissettiğimiz için. Çünkü alargada kalırken tekne daha özgürdür. Kendi etrafında kafasını rüzgara vererek döner ve siz daha güvende olursunuz; (teknenin airo dinamiğinden dolayı ) tabii dibinize başka tekneler demir atmadığı sürece.

Denizde yaşamak hayata bakış açınızı ve farkındalığınızı arttırır. Düşünsenize siz evinizde yatağınızda horul horul uyurken biz ise ;Aman fırtına mı çıktı? Başka bir tekne üstümüze demir mi attı? Yağmur mu başladı ? Hooop kalk tüm hatch’leri kapat, havuzluktan minderleri topla,demirini kontrol et derken şehirdeki veya evinizdeki konforu ister istemez arar oluyorsunuz. Ve hep diri, yarı uyanık ve çevik olmak zorundasınız .Olacaksınız ki; denizin sürprizleri ile karşı karşıya geldiğinizde,hazırlıklı olacaksınız. İşte o zaman farkındalığın dibinde olma yaşama lüksüne sahip oluyorsunuz. Bizde yılın dört ayını evde geçiren sizlerden biri olarak söylüyorum. Evdeyken; Yağmur mu yağmış? Fırtına mı çıkmış? Elektrikler mi kesilmiş? Su mu akmıyormuş? inanın umurumuzda olmuyor. Sıcacık yatağımız girip cayır cayır yanan kuzinemiz eşliğinde uyuyoruz. Horul horul.

Ama tabii şehirde yaşayanlara ve diğer insanlara göre çok daha özgür ve kendimize, güven hissi içinde yaşıyoruz. Çünkü bizler komşularımızı beğenip beğenmeme ve değiştirme şansına sahip insanlarız. Kalabalıktan uzaklaşabilme lüksüne. Demirde olduğumuz bir koyda diğer komşu teknelerin gürültüsünden ya da herhangi bir aksilikten dolayı rahatsız olduysak demirimizi toplayıp başka bir koyda kalma lüksüne sahibiz. Bu sadece özgürlüğümüzün miniciği. Asıl özgürlüğümüzü anlatmayı unutuyordum Allah’tan şimdi yaptık da aklıma geldi.

Hazır mısınız? Evet yapabileceğiniz ve kendinizi en iyi hissedebileceğiniz bir an. Her daim çıplak olmak. Evet yanlış okumadınız. Eğer bulunduğunuz koyda etrafınız da  başka tekne yoksa, gün boyunca teknede anadan doğma çırılçıplak dolaşmak,işinizi yapmak,havuzlukta uzanmak,kitap okumak ve tabii ki denize girmek kadar keyifli an yoktur. İşte bu sizi tam anlamıyla hür hissettirir. Denizin suyunu teninizin her yerinde hissetmek ve özgürce kendinizi suya bırakmak sadece bizim gibi denizcilere nasip oluyor sanki. İşte bu da herkesin her zaman yapmak istediği ama yapamadığı anlardan biridir aslında. Denizde yaşam insanı disiplinleştirdiği gibi özgürleşmenin de bir parçasıdır. Her şey denge içinde yürür gider.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar