Korel Kubilay

Teknede kadın uğursuzluktur, diyenlere!

Teknemize Yıldırım Düştü !

11 Ekim 2015

Teknemize Yıldırım Düştü !

Herkese merhaba. Evet, teknemize yıldırım düştü- daha doğrusu düşmüş- çünkü biz içinde yoktuk. İyi ki de yokmuşuz yoksa şu an  bu yazıları yazamıyor olabilirdim.

Gina, Gökova Körfezi Okluk Koyu’ nda alargada demirdeydi. Türk sularındaki  hemen hemen en korunaklı koylarından biridir Okluk Koyu. Teknenizi gönül rahatlığı ile bırakabilirsiniz burada, çünkü dışarıda dünyalar yıkılsa fırtınalar olsa(Allah korusun)  burada teknenize ve size hiçbir şey olmaz; her zaman kafanız rahattır. Havayı körfezin içine çok almadığı için kendinizi güvende hissedersiniz. Okluk Koyu’nun doğası insanı öyle büyüler ki  bir kere girdiniz mi, bir daha çıkmanız zor gelir. Hem körfezden çıkmak zor gelir? ( çıkış her daim dalgalı ve rüzgara karşı olur ) hem de o yeşilliğin içinde kaybolduğunuz için başka bir yere gitmek istemezsiniz. Mavi ve yeşilin tüm tonlarının birleştiği tek yerdir Gökova Körfezi. Her saat başı başka bir doğa olayına şahit olursunuz. Bir  sabah kalkarsanız tekneniz  sisin içine gömülmüştür ve  öylece kalıverirsiniz doğanın güzelliğinde… Sonra bir bakarsınız sabah güneşinin ışığı ile buğarlaşan nem şıp şıp dökülüverir yanaklarınıza mis gibi kokan çam ağaçlarının arasında.

Yaklaşık beş yıldır Okluk Koyu’nun müdavimlerindeniz. Bizim gibi denizde yaşayan çiftler, evliler, çocuklular, bekarlar, restorant sahibi  dostlar  ve orada yaşayanlar, Akdeniz Koruma Derneği’n den görevli  ve  gönüllü bir sürü denizci arkadaşlarımız var orada. Aslında deniz üstündeki mahallemiz gibi oldu Okluk Koyu. Herkes herkesi ve herkes herkesin teknesini  bilir ve tanır. En ufak bir ihtiyaçta yardıma koşacak o kadar çok komşu vardır ki karadaki hayatı aramazsın. Çünkü yok artık böyle güzel komşuculuk kara hayatında.

Kışlamak için (teknenizi kışın güvenli bir yerde bırakmak) ilk tercihimizdir Okluk Koyu. Bu kış da  orada bırakmayı düşünüyoruz  Gina’yı. Uzun zamandır (bir yıl) gitmemiştik yuvaya  ve bu sene nihayet bitti hasret. Bayramdan bir hafta önce koşa koşa  ( Bodrum Gümüşlük-Okluk Koyu arası  50 mil yolu bir güne sığdırarak pupa seyiri ile ) vardık mahallemize. Öyle özlemişiz ki  o bozkır Güney Ege Adalarından sonra bir kere daha anladık cennette olduğumuzu. Kendi memleketimizin şahane koyları.. Attık demirimizi ,baktık keyfimize  komşu komşu dingi’mizle ( zodiac bot ) gezdik hasret giderdik..

Bir kaç günlüğüne teknemizi alarga da demirde bırakıp biraz da karada takılalım deyip ayrıldık ordan. Orada yaşayanlar Gina’yı  ve bizi bildikleri için gönlümüz rahattı. Demir ışığımızı, tuvalet ve mutfak ışığımızı açık bırakmıştık her ihtimale karşı. Hava durumuna  baktığımızda biz orada yokken yağmur gösteriyordu ve tüm hatch’leri ( teknenin üstündeki pencereler ) kapatmıştım  giderken. Herşey yolunda görünüyordu. Ta ki tekneye dönene kadar!!

Akşam üzeri  beş-altı gibiydi tekneye dönüşümüz. İlk sürpriz buzdolabı ile başladı. Bir baktık ki buzdolabı bitmiş. Ne bir ses ne bir gürültü! Tık yok. Hatta içerisi leş gibi kokuyor. Peynirler,yoğurt,sebzeler,meyveler… Ne varsa o iki üç günde küflenmiş her şey. Hemen kontrol etmeye başladık etrafı. Akülerin ölçümlerini yapıyor, bir yandan da buzdolabı  bozuldu sandığımız için tamir etmeye  çalışıyordu Kuntay. Ama anlam veremiyorduk neden çalışmadığına, çünkü her şey normal görünüyordu. Sonra mutfağın ışığını kontrol edeyim dediğimde , led lambalarının da yanmadığını gördük. Hatta ’’ elektrik canavarı girmiş tekneye’’ diyerek  makara yaptık aramızda. Gece olunca demir ışığına baktığımızda  o da yanmıyordu. Soru işaretleri git gide çoğaldı ve  moralimiz bozulmaya başladı  çünkü sebebini bulamıyorduk . Çalışan her şeyin bir anda çalışmaması anlamsızdı! Hatta teknenin kıçında korozyon olmuş küçük bir  pilastik  parça bulmuştum  ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk ! ‘’Nerden geldi  bu parça buraya ?’’ diye soruyorduk birbirimize!

Sabahları Türk kahvesi misafirlerimiz vardır bizim. Akdeniz Koruma Derneği görevlisi  İskender ,devriyesini tamamladıktan sonra kahveye geldi . Diğer komşumuz sevgili  Barış da bizimleydi. Sohbet sırasında hiçbir şeyin çalışmadığını dert yanarken öğrendik ki bizim olmadığımız gece teknemize yıldırım düşmüş. O geceye dair, İskender feci yağmur yağdığını ve şimşekler çaktığını söyledi. Hemen diğer elektronikleri de kontrol ettiğimizde hiçbir şeyin çalışmadığını gördük. Navigasyon, baş pervane, derinlik ve hız göstergesi, oto-pilot, rüzgar pusulası, pupa ışığı, radar, telsiz, bütün elektrik panosu, hiçbiri aktif değildi. Yani elektrik sorunumuz vardı, hem de büyük! Yeni akülerimiz bile tuhaf veriler veriyordu voltmetreye. Bir anda şok yaşamıştık. Bu bizimde mi başımıza gelmiş ti? Hemen sigorta şirketimizi arayarak durumu izah ettik ve bekleme sürecine girdik. Bu arada ben Marmaris Meteoroloji ile görüşerek gerçekten o gece (21 Eylül gecesi) Gina’nın bulunduğu bölgeye bir buçuk saat boyunca yıldırım düştüğüne dair verilere ulaştım. İnsan bunun için sevinir mi? Evet sevinir! Çünkü bu veriler bizim için sigorta açısından ikinci teminattır. Sonraki süreçte tekneye kontrole gelen ekip ve diğer elektrikçiler bu son yağmurlarda bizim gibi beş tekneye daha yıldırım düştüğünü söylediler. Herkese buradan geçmişler olsun diyoruz.

Poseidon’a teşekkür ediyorum ki  iyi ki biz yoktuk teknenin içinde. Ben veya Kuntay tek başımıza da olabilirdik. Çünkü biz yağmur yağarken güvertede veya havuzlukta oturup yağmuru izlemeyi, koklamayı  o anki etrafın keyfini çıkarmayı çok seviyoruz. Ve hiçbir zaman teknenin içinde  lastik ayakkabı  giymiyoruz. Eğer aynen bu yazdıklarım olsaydı, gerçekten şu anki sağlık durumumuz ne olurdu bilemem! Çünkü o esnada eğer lastik ayakkabınız yoksa ya da iki elinizle aynı anda  dümen tutuyorsanız  veya elleriniz  kromla temas halinde ise o güç ne yapar eder içerde de olsan seni bulurmuş ve geçici bilinç kaybına kadar zarar verirmiş. Hatta yıldırımın  büyük  parçası  düşerse kömüre dönme ihtimaliniz bile varmış. Bir kaç önemli bilgi edindim bu olayla  ilgili sizlerle  paylaşmak istiyorum: Gök gürlemeye başlarsa hemen içeri gireceksiniz. Daima ayaklarınızda lastik ayakkabılarınız olacak. Yıldırımın gönderdiği o elektriği içeride tutmamak adına elektronik aletleri metal bir kafes içine (teknedeki fırın bu işi görür ) koymak gerekiyormuş. Umarım kimse bu hallerde olmaz.

Hep diyorum ya; denizde yaşam her daim sana bir şeyler öğretir diye. İşte bu da bir tanesi daha. Böyle gök gürültülü ve yağışlı havalarda  lastik ayakkabı ile teknede dolaşıyorsun ve efendi efendi içeride oturup havanın bitmesini bekliyorsun.

Not: Teknenin kıçında bulduğum  pilastik parça, direk ışığımızın led ampulüymüş. Yıldırım düştüğünde o güçle birlikte yuvasından çıkıp fırlayarak teknenin kıçına düşmüş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar